29 Kasım 2009 Pazar

düzensiz hayat kalp krizini engelliyor!!

yok lan böyle bişey, sonra günlerce uykusuz kalıp gebermeyin başıma! ananız babanız gelmesin oğlumu/kızımı öldürdün diye. bu sadece benim üzerimde geçerli bişey şimdilik. düzensiz yaşayan benim ve kalp krizi geçirmedim halen. ona göre..

23kasımpazartesi - bilenler bilir, hala reklamına devam etmiyorum. bookcrossing sitesi için sabahladım. ya da 2 saat uyudum, fareketmez. bu arada, "abi yeaa, aslında o saate kadar oturmuşsan hiç uyumican, en iyisi. ben az uyuyunca mal oluyorum" gibi cümleler kuran varsa dövebilirim seve seve.. bu arada : http://www.odtubookcrossing.com

24kasımsalı - çarşamba günkü proje teslimi için yatağıma girdiğim saat 04:48. ne mutlu ki bana kesim işlemim yanlış. henüz yastığıma başımı koymamla kalkmamın arasında nerdeyse zaman farkı olmamasına rağmen kalkınca da yapıştırma işlemini yanlış yaptım ve boşuna sabahlamış oldum..

25kasımçarşamba - 2 gece sabahlamanın ardından 3. gece de cp101 stüdyolarındaki çiğ köfte + rakı partisi ve peşi sıra gelen sabahlama gecesindeydim. stüdyonun sevilen simalarından adnan barlas hocamızla yedik içtik. biraz daha yakından tanıdık kendisini, mutlu olduk..

bir ara stüdyodayken canlı canlı blog yazayım dedim. sonra vazgeçtim, ama yazsaydım o an yazıyı okuyup gelebilecek olan arkadaşları (yurtta kalanları falan) davet edicektim. bu da ilginç bi anı olurdu açıkcası. ama baktım ki stüdyoda eğlence gırla, boşverdim blogu falan. stüdyodaki can insanlarla gecenin bi körüne kadar eğlencenin dibine vurduk. sınırsız yedik, içtik, dans ettik, muhabbet ettik, herkese facebook profil resmi yaptık (birazdan göreceğiniz fotoğraf benimki), cem yılmaz izledik. gecenin sonunda uyku haneme "4 saat tahta masanın üstüne uyku" eklendi..


26-27-28kasımgeceleri - kafama koyduğum üzere 4.5 günlük tatili verimli geçirmek adına gece yarılarına kadar oturdum çocuk gibi naz yaparak. kitap okudum, film/dizi falan izledim, msn'de muhabbet ettim arakdaşlarımla gönlümce. ama bu hareketlerim bana sadece daha kırmızı gözler kazandırdı. şu an da mesela uyumak yerine bunları yazıyorum. bu geceki planım da elimdeki kitabın kalan 100 küsür sayfasını bitirdikten sonra 1 film izledikten sonra uyumak..

yarın akşam uyuya kalmazsam ya da kalp krizi geçirmezsem kafamdaki ufak tefek 3-5 şeyi uzun uzun'a dökmek var, hadi hayırlısı..

neslicanım'dan özendim sanırım ben de bu akşam denk geldiğim bi şarkıyı paylaşıcam. uykulu kafayla şarkıyı dinledikten sonra nasıl hissetmem gerektiğini tam kestiremedim, hala dinliyorum. neşeli gibi böyle, ama kötü bişeyler söylüyo gibi. bilemedim..



kırmızı göz der ki : have a nice holiday!!

Daha Derine Bak...

23 Kasım 2009 Pazartesi

müstehcen olmayan blog

işte zaman bulduğumuzda "fanzin" çıkarıcaz ya da internette süper tutulan bir blog projesine falan imza atmış olucaz ya -öhm- o zaman şöyle bişiler yazıcam muhtemelen : şimdi o zamanki yazılarıma bakıyorum da gerçekten bir b.k bilmiyormuşum, ama insanlar çok beğeniyorlardı o ayrı. insanlar çok beğeniyorlardı beğenmesine ama yorumuna (beğenip, beğenmediğine) en çok değer verdiğim 2-3 adamdan birisi beğenmiyordu ve açık açık da suratıma "abi sen yazamıyosun ki, kabiliyet yok sende" diyodu. bi de mütemadiyen her yazıdan sonra telefon edip yaptığım imla hatalarını söylemeyi de ihmal etmiyordu. şimdi ses getiren işler yaptık, o zamanın az ünlülerinden misal "alpay erdem" kadar başarılı olduk nerdeyse, o adam hala beğenmez beni, hala arar her yazıdan sonra..

bu az ünlü muhabbetinin üstüne gittim mi hatırlamıyorum tam olarak ama, alpay erdem falan az ünlü ya mesela. ben ve blog yazan 1-2 diğer arkadaşım da "çok az" ünlüyüz gibi geliyo bana. en azından kendi arkadaş çevremiz içinde. hani alpay erdem o dergiyi sattırıyo ve az ünlü oluyo ya, insanlar mouse kabiliyetlerini kaybettikleri anda benim bloguma giriyolar mesela, girince de okuyolar ya, o da beni çok az ünlü yapıyor sanki, hatta çok çok az ünlü. bi tarafın ne de çabuk kalkmış diren bey demeyin. yazılara yazılan yorumlar olsun, facebook'ta paylaştıktan sonra ordaki yorumlar ya da "like" butonuna basılması falan mutlu etmiyor değil bizleri..


bir de bu blog işinde insanları olaya dahil de edebiliyor olmak gayet güzel geliyor bazen. misal bir soru soruyorum yazının birinde, insanlar hemen yorumlarını yazıveriyorlar. ne güzel bişey bu. bazen yorum yazanların blogger'daki kullanıcı adları "ksanbba" gibi şeyler oluyor, ben de anlıyorum ki beni hiç tanımayan 3-5 kişi de beni okuyor arada bir. nerden anladın derseniz benim "ksanbba" diye arkadaşım yok da ordan. o beni hiç tanımayan 3-5 kişiye de selam olsun hazır lafı geçmişken..

geçen gün dedim ki : "bana dövmeci, tasarımcı falan söyleyin." hemen cevap yazan insanlar olmuş, çok mutlu oldum. gerçi hala onların dediklerini yapmadım, istanbul'a git falan dediler çünkü, ama "birileri beni sallıyor" mutluluğunu da yaşamadım değil. pek sorunumu çözmese de sağ olun ey insanlar..

bir de bu sorulan konunun içeriğiyle de alakalı. biraz da müstehcen konular yazıyor ve soruyor olsam, hem daha farklı okuyucular olur hem de cevaplar farklı olur. bilemiyorum aslında denemek lazım ama biraz imam cemaat ilişkisinden, biraz da işin sonunda sadece pos bıyıklı adamların beni okuyor olmasından korkuyorum. aha mesela hadi sorayım, sorunun doğrudan muhattabı erkekler ama geri kalanlar (her ne iseniz) de yorumlarınızı bekliyorum : cinsel ilişkide erken orgazm olmak mı daha büyük bir zevk, yoksa en sevdiğiniz çikolatadan sınırsız yemek mi? hangisini seçeceksiniz çok merak ediyorum. hiçbir erkeğin ilkini seçmeyeceği kuntizliği ve hatta bu soruya cevap gelmeme olasılığı da çok büyük tabi. derdimi anlatabildiysem sorun yok..

diyordum ki insanlara soru sormak, cevap istemek. bunun da b.kunu çıkarmamak lazım kanımca. neticede burası bir radyo programı değil. sen adamı sorulara boğarsan, adam çarpıya basıverir sonra. buraya giren adamın sebebi biraz da kafa dağıtmak ya da ders çalışmamak için zaman öldürmek gibi şeyler. bu satırları okurken de zaten çoğunuzun winamp, media player türevi programları açık olduğundan, kafanın diğer yarısı şarkı söylüyor oluyor. hatta ileri gidip blog okurken kafanın tümüne şarkı söyletenler var. ertesi gün gelip "dünkü yazını çok beğendik diren" diyorlar mesela. "neresini en çok beğendin?" diyorum, "şey var ya şey, aaaa, neydi yaaa, şey işte" den öteye gidemiyorlar..

blog yazıyor olmak da böyle bişey işte kısaca. bu da blog'un gidişatı falan hakkında, hatta benim hakkımda bir yazı olsun. sonu böyle pat diye bitiversin, illa bi mesaj mı vermek lazım? aslında "uzun uzun" yazmaya başladım ama böyle sonuçlandı. kısmet tabi bu işler. zaman ayıranlara sevgiler, gülücükler..

Daha Derine Bak...

22 Kasım 2009 Pazar

shopping for sunglasses

artık gerek bölüm içinde gerekse fakülte içindeki "akıl almaz kız çoğunluğu"nun arasında kalmak bir şeyleri değiştirmeye başladı sanırım. geçen sene dönen geyik "abi yeaaa şu kızları da hiç anlamıyorum." idi ise, 4 yıl sonra şunun gibi bir şey olabilir : "yahu bu erkek milleti de bi garip!". anlatmak istediğim şey cinsel tercih değişimleri yahut hareketlerin feminenleşmesi ile olan bir şey değil. olaylara bakış açısı ve alışkanlıklar falan anlattığım şey..

nerden çıktı diyecek olursanız : dün akşam biraz kafam atmış, etki etmese de 1 vodka, 1 bira götürmüşüm, uykusuzum zaten, bunların getirdiği baş ağrısı falan da var, biraz kötüyüm yani. annemle ve kardeşimle sinemaya gitmek üzere optimumda filmden 1 saat önce buluştuk. yemeğimizi yedik bir güzel ve içimde nedense bir alışveriş yapma isteği uyandı..

gezdik falan biraz, daha sonra mağazanın birindeki ucuzluğu görünce aklım yerinden oynadı benim. kazak olsun. pantul olsun, göynek olsun hemen alıverdim. hem de üstüme denemedim bile, "nasolsa olur yeaaa, olmazsa gelip değiştirrim." diye aldım hepsini. bildiğin alışveriş manyaklığı. akşamın başlangıcında morali bozuk olan ben, bu ufak alışverişin ardından hemen "pıt" diye düzeliverdim resmen sayın okur. daha da kredi kartına taksit işlerine girmedim alışverişte, girsem kim bilir neler olurdu. şimdi sorarım size bu bile alışkanlıkların değişmesine bir gösterge değil midir? resmen kız gibi oluverdim dün alışverişi görünce, diğer herşeyi unutuverdim. aşağıdaki gibi bişeye dönüştüğümü hissettim bi ara. ama onun erkek olanı..


yukarda yazınca bak yine mutlu oldum. önceki yazılarda okuyanlar bilir, "aşortman" demek yaklaşık 10 birim mutluluk veriyor bana. pantolon yerine "pantul" demek 3 birim falan veriyor ama gömlek yerine "göynek" demek daha bi ayrı. 10 birim mutluluk vermese de 7 birim mutluluğu siz cepte bilin. gayet güzel bişey, peş peşe cümle içinde kullanmayı deneyin bi de, görüceksiniz ki daha eğlenceli..

bu arada yukardaki resmin orjinal adı "shopping for sunglasses", gayet güzel bişeyler getirdi aklıma yazmak için (siz de tahmin edersiniz) ama sonraya artık..

Daha Derine Bak...

17 Kasım 2009 Salı

uzun uzun #21

çok feci günler geçiriyorum sayın okur. bildiğin gibi değil, internetimi kestiler benim. kestiler gidi kestiler. geri de bağlamıyolar. arıyorum sürekli arıza kaydı bırakıyorum ve adamlardan aldığım tek cevap : "diren bey, modeminizin desteklenmesi gerekiyor?" anlamıyorum ki desteklemek nasıl bişey, pışpışlamak gibi mi mesela? hadi oğlum bağlanırsın sen diye yanında olduğumuzu belli mi edelim. güya anlarım bu işlerden bi de..

"bismillahirrahmanirahim" nasıl bir kelimedir yahu. çocuklukta öğretilen "24 harften oluşur" dan başka bir şey uyandırmıyor kafamda. nerde görsem bu kelimeyi hemen başlıyorum saymaya. sanki bir kelimenin yanlış yazılması için illa ki 1 harfin unutulması lazımmışçasına. oysa ki ortadaki harflerden birisini değiştirip "g" harfi koysalar ben o yanlışlığın farkına varmam bile. sayıyorum ben, 24 ise "tamamdır doğru yazmışlar" diyorum, geçiyorum..

arkadaşım var bi tane, yağmur diye bi kız. çok severim kendisini, candır canandır benim için. demin konuşuyoruz : "diren senin yüzünden ağlayarak kalktım bu sabah." dedi. "ölüyodum kesin, nası ölüyodum acaba?" dedim. uçak kazası imiş. "aaa, iyi baksaydın, ölmüyorumdur belki bi şekilde" dedim. uçak kazasından kurtulmak büyük şans çünkü. ömrünüzün sonuna kadar o havayolu şirketiyle bedava uçuyosunuz falan. ulan resmen kız bana "öldün sen" diyo, ben de diyorum ki "iyi bak be hacı ölmemişizdir belki, sonrasında bedava bilet falan." öyle bişey olsa ama fantastik olur. ayda bi kere ankara-amsterdam! ringi atarım. bu arada arkadaşım konuşmanın sonunda da dedi ki : "çıkar benim rüyalarım.."

uykusuzun mesela ilk yaprağı var ya : kapak, otisabi, yiğit özgür, alpay erdem, gelen kutusundan oluşan. o yaprak bence bayağı bi değerli. dergi 1.75 ise, 1 tl si falan o yaprak eder kendi başına bence. diğer yazarlara falan haksızlık yapıyor değilim. birsürü yorum yazıp "abi öyle diyosun ama umut sarıkaya'yı harcadın be." diye üstüme gelmeyin. ben de çok seviyorum umut sarıkaya'yı ama gönlümüzce mübalağa edemicek miyiz ulan!!

uykusuz, yiğit falan demişken. uykusuzn ilk haftalarındaki "orada olabilirdim" serilerinden başka bir kareyi ararken bunu da buluverdim, hemen paylaşayım. ulan resmen lise son böyle geçti..


gayet güzel geçen bir günün ardından hepinize öpücükler, sevgi pıtırcıkları..

Daha Derine Bak...

06 Kasım 2009 Cuma

kalkilüsler kovalasın seni

dersanedeyken de diyoduk ki "ulan üniversiteye kapak atayım da gerisi kolay." bok kolay. buraları okuyup da hala bu düşüncede olanlar varsa onlar sıranın altına koysun o düşüncelerini. bu deminki olay çünkü "abi üniversitede kızlar teklif ediyomuş" kadar büyük bir yalan. (hangi üniversite lan o?)

mimarlık fakültesine dair ara not : bu kızların teklif etmesi lafına, gözlemlerim üzerine diyorum ki "bu olay odtü mimarlık fakültesinde gerçekleşebilir." ortamda erkek olmadığından ve bir süre sonra "doğal olarak" eşcinsel ilişkiler baş vereceğinden, ilk açılan taraf kim olursa olsun kız..

okul zor falan diye atıp tutuyodum yukarda. boşuna atıp tutmuyorum ama. şehir efsanelerindeki gibi hocalar, umut sarıkaya tipi mühendislik öğrencileri bir okulda buluşursa tabi zor olur. hatta zor olmaz kabus gibi olur. ulan facebook'ta "Calculus 119 Çıkmış Sınav Soruları & Çözümleri" diye event mi olur? manyak mısınız kuzum siz??

hadi ben yine calculus almıyorum, "basic math 125" isimli dersi alıyorum. bizimkinin adı yok falan yine ama ben şu satırları yazarken bayağı bi adam calculus kastırıyo. bi de kitabı var bu dersin sehpa mübarek. üstünde "çay iç, kağıt oyna" o derece. kütüphaneye gitsen her yer calculus kitabı kokuyo buram buram. böyle de bi nalet..

en azından benim aldığım matematik daha hafif de bi nebze rahatım. rahatım dediysek vur patlasın çal oynasın olduğundan değil. konularımız kolay ondan, yoksa calculus alanlardan bir farkımız yok, biz de bilmiyoruz konuların içeriklerini onlar da..

bunun asıl sebebi de öss'den sonra 1 yıl hazırlık okuyan bünyenin ders çalışmayı unutmuş olması. bence hazırlık okuyan öğrencilere önce bir "how to study" isimli 1 kredili ders açılmalı, orda biraz ders çalışmaya geri alıştırılmalı bünyeler. yoksa aynen aşağıdaki gibi bi durum oluyo.. (biz şu an 3. karedeyiz)


neyse, "ders çalışmamak için yönelinen diğer alanlar" doğumlu yazımı, henüz bu satırları yazarken yarın sınava beraber gireceğim bir insandan aldığım text mesajı ile bitireyim. sanki kopya çekebilecekmiş gibi : iyi çalış da kalmayalım yegenim.."

Daha Derine Bak...

01 Kasım 2009 Pazar

yapmacık hediye

uzun bir post olmayacak olsa da eminim ki buna değer. hayatta beni korkutan, rüyalarıma girip beni kovalayan, bazı bazı arkamdan terlik bile fırlatabilen ve terleyerek uyanmamı sağlayan bir görüntü varsa, o da "hediyesini beğenmemiş olup burun kıvıran, bir yandan da çaktırmamaya çalışan insan'ın görüntüsü"dür..

hediye seçmek çok zor bişey bence. hem de herkese alırken zorlanıyorum. seçtiğim kişi az tanıdık olsa, emin olamıyorum "beğenir mi beğenmez mi?" diye. çok tanıdık olsa ayrı dert yakıştıramıyorum hediyeleri, yanına ufak tefek bişeyler daha alarak üstünü tamamlamaya (telafi etmek) çalışıyorum falan. hediye aldığım dönem bir de harcamalarıma dikkat etmem gereken döneme denk gelmişse yandım ki ne yandım sevgili okur..

samimi arkadaşlar için yegane çözüm "mizah gücü kuvvetli bir hediyeyi kendin yapmak"tan geçiyor. hem yapması zevkli, hem de alacağın bir giysi gibi katlanıp dolaba kaldırılmayacağını biliyorsun. gerçi saatlerce o hediye için uğraştıktan sonra "olm ya da ben bunu vermiyim sana, gidelim sana bişeyler alalım giyicek, sonra da bi yemek yeriz. he mi?" diyesim geliyor ama olsun. hediyeyi alan kişideki o mutluluğu yaratmış olmak gayet hoş..

geçen haftaki istanbul gezimizde uzun zamandır görmediğim can insan nesli'ye bir hediye götürme ihtiyacı hissettim ve akabinde diğer can insan deniz'le beraber birazdan göreceğiniz resimdeki şey çıkıverdi ortaya. ortaya çıkan mesaj nesli, deniz ve benim için olduğu kadar manidar gelmese de size, "bu ne lan? hiçbir boka benzetemedim" tepkisi de verdirtmeyecektir..


ders vermek haddine olmayan sadece hatırlatma amaçlı not : ilgili diyalog'u yaşadığım ve bu satırları okuyan insanları üzmek istemem ancak, sanırım "sevdiğimiz insanlara hediye vermemiz için illa ki bir doğum günü kutlaması ya da buna benzer bir özel gün olması gerekmediğini" biraz unutmuşuz..

bilmem arkadaşım olmayanlar görebiliyor mu ancak, görebilenlere yapım aşaması burada.

yastıksız öpücükler..

Daha Derine Bak...

29 Ekim 2009 Perşembe

uzun uzun #20

ekimin son günlerinde çevreden aldığım gaz'ın da etkisiyle bayağı bir yazı yazar oldum. böyle giderse uzun uzun #50 vaktinden çok önce gelebilir bile. bir çare bulmak lazım..

biraz iğrenç bir başlangıç olucak ama, kusmak olayının ertesi garip bişey. en azından ben çok duygulanırım o zamanlarda. mideme çöplük muamelesi yapmışımdır ki o da beni cezalandırmıştır. (bu arada mide ne garip organ yahu, beyne kafa tutuyor resmen, ısrar edersen kesiveriyor cezanı) midemle bozuştuğum zamanların sonrasında pırıl pırıl şeyler yemek isterim boş mideye, aramız bundan sonra bozulmasın isterim. cicili bicili şekerler yemek isterim hep..


bu dünyada çekindiğim bir hoca tipi varsa, o da "1" rakamını tahtaya yazamayan matematik hocasıdır. ulan daha onu da yapamıyosa, en zor intergali kafadan çözse bile benim gözümde para etmez o insan. gayet garip ve ironik "bir" insan bu insan..

küfürden dolayı af diliyorum peşin peşin, ancak inandığım bir laf varsa o da "hiç insan insanı s.ker mi?" lafıdır. domuz gribi olaylarının akabinde önlem amaçlı gene birsürü bok püsür çıkarttılar. zaten ultra hijyenik saçmalıklar beklenen ürünlerdi ama "domuz gribine karşı takım elbise" nedir yahu. inanmayan arasın internette bulsun resimlerini ve fiyatını. bu milleti s.kmek değil de nedir? ayıpın da bi derecesi var..

aylardan kasım oldu ve artık bu çağrıyı beni bu sayfalardan takip eden bir avuç insana da yapmamın sırası geldi. bana dövme sanatçısı bulun arkadaşlar. ama "abi tunalıda şurda var, git bak, arkadaşım yaptırdı adam çok temiz." gibi şeylerle gelmeyin bana. maddiyatından dolayı söylemiyorum ama adam biraz tanıdık olsun. hadi koçlar, hadi canlar. görüşmek üzere..

Daha Derine Bak...